Beslenmenin doğurganlık sürecindeki rolünü hâlâ bilmiyorsanız, artık ne kadar önemli ve süreçte ne kadar etkili olduğunu öğrenmenin tam zamanı. Hamile kalmaya çalışan çiftler için beslenme oldukça önemli bir yere sahip. Ancak internette “ne yemeli, ne yememeli, ne zaman yemeli” gibi konularda o kadar çok bilgi var ki, işin içinden çıkmak bazen zor olabiliyor. Bir arkadaşınızdan ya da bir doğurganlık koçundan bir şey duyarsınız, sonra internette tam tersini okursunuz ve kafanız iyice karışır. Bu senaryo tanıdık geldi mi?
Neyse ki, doğurganlık üzerine uzmanlaşmış diyetisyen ve beslenme uzmanı olarak bu konuda sizin için en sık karşılaşılan 5 efsaneyi çürütüp ve bilimsel temellere dayanan, güvenilir bilgiler paylaşıyor olacağım:
Doğurganlık beslenmesi, yalnızca tüp bebek tedavisi görenlerin değil, çocuk sahibi olmak isteyen her kadın ve erkeğin önceliği olmalıdır. Bilim, anne-baba adaylarının gebelik öncesindeki sağlığının hem bebek sağlığını hem de gebe kalma şansını doğrudan etkilediğini gösteriyor.
Fakat ne yazık ki, fertilitiye yönelik beslenmeye olan ilginin artmasıyla birlikte, kulaktan dolma yanlış bilgiler de hızla yayılıyor. İşte en çok karşılaştığım doğurganlık beslenmesi ile ilgili mitler ve gerçekler:
1. Ananas Kabuğu Tüketmek Embriyo Tutunmasını Kolaylaştırır

Tüp bebek sürecinde olanlar arasında ananasın – özellikle de çekirdek kısmının – embriyonun rahme tutunmasını kolaylaştırdığına inanmak adeta bir ritüel hâline gelmiş durumda.
Peki bilim ne diyor?
Şu an için ananasın bu konuda etkili olduğunu gösteren hiçbir bilimsel kanıt bulunmuyor. Bromelain adı verilen ve ananasın çekirdek kısmında yoğun bulunan bir enzim, hafif bir kan sulandırıcı etki gösterebilir. Bu nedenle teoride faydalı olabilir, ancak bunun embriyo tutunmasına etkisini değerlendiren klinik çalışmalar yapılmamıştır.
https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/23304525
2. Glutensiz Beslenmek Gebe Kalmak İçin Şarttır
Son yıllarda glutenin; sindirim sorunları, inflamasyon ve hatta kısırlık gibi konularla ilişkilendirilmesi nedeniyle birçok kişi glutenden kaçınıyor. Ancak glutenin doğurganlık üzerinde olumsuz bir etkisi olduğunu gösteren bir bilimsel veri bulunmamaktadır.
Aksine, glutensiz bir diyet uygulamak, folik asit, iyot, B vitaminleri, çinko ve lif gibi önemli besin öğelerini eksik almanıza neden olabilir.
Elbette çölyak hastalığı gibi otoimmün hastalıklar veya intoleranslar glutenin tamamen bırakılmasını gerektirir. Ayrıca endometriozisli bireylerde glutenin azaltılmasının ağrıyı hafifletebileceğine dair bazı çalışmalar mevcuttur. Ancak bu bulgular şu an bildiklerimiz doğrultusunda doğrudan doğurganlıkla ilgili değildir.
Çölyak hastalığı dünya genelinde insanların yaklaşık %1’ini etkiler ve hem kadın hem de erkek fertilitesini (doğurganlığı) etkileyebilir. Diğer yandan kontrol edilmemiş çölyak hastası kadınlarda ani gebelik kayıpları yaklaşık 9 kat daha fazla olarak görülmüştür. Eğer gluten intoleransı veya çölyak şüpheniz varsa gebelik planlamasından önce mutlaka doktorunuza başvurmanız tavsiye edilir. Test yaptırmadan önce gluteni tamamen kesmek, yanlış negatif sonuçlara yol açabilir. Bu nedenle, Çölyak hastalığına yönelik kan testinizden önce düzenli olarak gluten tüketmeniz testin doğruluğu açısından önemlidir.
Endometriozise bağlı ağrıların yönetiminde glutenin azaltılmasının yardımcı olabileceğini öne süren bazı araştırmalar da vardır. İtalya’da yapılan bir çalışmada, endometriozis tanısı olan 156 kadının 12 ay boyunca glutensiz diyet uygulaması sonucunda %75’i ağrılarında ve yaşam kalitelerinde iyileşme bildirmiştir. Ancak bu çalışmada doğurganlıkla ilgili herhangi bir sonuca yer verilmemiştir. Bu nedenle, endometriozisi olan ve gebe kalmaya çalışan kadınlar açısından glutensiz diyetin doğurganlığa faydalı olup olmadığı net olarak bilinmemektedir.
https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/20947882
https://www.nice.org.uk/guidance/ng20
3. Hamilelik Öncesi Sadece Folik Asit Takviyesi Yeterlidir
Folik asit önemli olsa da, doğurganlık ve hamilelik sürecinde ihtiyaç duyulan tek besin öğesi değildir. Kaliteli bir prenatal (gebelik öncesi) takviye; iyot, demir, çinko, kolin ve omega-3 yağ asitleri gibi birçok başka vitamini ve minerali de içermelidir.
Özellikle vegan veya vejetaryen besleniyorsanız, B12 vitamini takviyesi almalı ve demir düzeylerinizi düzenli olarak kontrol ettirmelisiniz.
Kişiye özel takviye planlaması, kan tahlilleri ve diyet alışkanlıkları dikkate alınarak yapılmalıdır.
4. Süt Ürünleri İnflamasyona Neden Olur ve Kısırlığı Artırır
Süt ve süt ürünleri, özellikle laktoz intoleransı veya etik nedenlerle bazı kişiler tarafından tercih edilmez. Ancak genel popülasyon için süt ürünlerini “doğurganlık düşmanı” ilan etmek doğru değildir.
Aksine, tam yağlı süt ürünleri, yumurtlamayı desteklediği ve anovülasyon (yumurtlamama) riskini azalttığı için doğurganlık açısından olumlu etkilere sahiptir.
Eğer süt ürünleri size dokunuyorsa veya tüketmek istemiyorsanız, alternatif besin kaynakları ve takviyelerle kalsiyum ihtiyacınızı karşılamanız önemlidir.
5. Kahve İçmek Gebe Kalma Şansını Azaltır

Kafein konusu oldukça kafa karıştırıcı olabiliyor. Yüksek dozda alındığında doğurganlık üzerinde olumsuz etkileri olabilir, ancak ölçülü tüketimle (günde 1 fincan kahve veya 2 bardak çay gibi) çoğu kişi güvenli sınırlar içinde kalabilir.
Kafein ayrıca kola, enerji içecekleri, çikolata, matcha ve bazı sporcu takviyelerinde de bulunur, bu nedenle günlük alımı hesaplarken bu kaynaklar da dikkate alınmalıdır.
Bazı kişilerde kafein anksiyeteyi artırabilir veya kalp çarpıntısı yapabilir, bu gibi durumlarda azaltılması gerekebilir.
Sonuç: Bilinçli, Dengeli ve Suçluluk Hissi Olmadan Beslenin
Hamile kalma süreci zaten başlı başına stresli olabilir. Diyetinizi desteklemek için yapabileceğiniz en iyi şey, dengeli bir yaklaşımla, doğru bilgilerle beslenmek ve ihtiyaçlarınıza uygun bir plan izlemektir.
Eğer siz de beslenmenizi doğurganlık hedeflerinize uygun şekilde düzenlemek istiyorsanız, buradayım!

